Depremde Hangi Katlar En Riskli? Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Açısından İnceleme
İstanbul’da yaşıyorum ve her gün şehri, insanları gözlemleyerek geçiriyorum. Bazen kafamı kaldırıp, binaların yıkılma potansiyelini düşündüğümde, bu büyük metropolün ne kadar kırılgan olduğuna dair derin bir farkındalık oluşuyor. Deprem, İstanbul için kaçınılmaz bir gerçek. Ancak, “Depremde hangi katlar en riskli?” sorusuna yanıt verirken, yalnızca fiziksel faktörler değil, toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet de önemli bir rol oynuyor. Binaların yapısal durumu, yerden yüksekliği ve kullanılan malzeme ne kadar önemli olsa da, sokakta, toplu taşımada ve işyerinde gözlemlediğim gibi, farklı grupların deprem gibi felaketlerden nasıl etkilendiği birbirinden farklı. Bu yazıda, depremde hangi katların daha riskli olduğu konusunu toplumsal bir perspektiften ele alacağım.
Depremde En Riskli Katlar: Yapısal Faktörler ve Fiziksel Riskler
Öncelikle, depremde hangi katların daha riskli olduğunu anlamak için, yapısal faktörleri ve binaların inşa şekillerini göz önünde bulundurmalıyız. İstanbul gibi büyük şehirlerde, özellikle eski yapılar, depreme karşı oldukça savunmasız. Alt katlar genellikle en güvenli alanlar olarak kabul edilir çünkü bu katlar, yerden daha yakın olduklarından, yapının sağlamlığını ve dayanıklılığını en iyi şekilde test edebilir. Ayrıca, zemin katların daha az etkilendiği, düşey yüklerin daha eşit dağıldığı düşünülür.
Üst katlar ise daha büyük bir risk taşır, çünkü yapıların üst katlarında meydana gelen hareketler, binanın alt katlarına göre daha şiddetli hissedilir. Özellikle çok katlı binalarda, üst katlarda yaşayanların, binanın zemine yakın olan katlara göre daha fazla sarsıntıya maruz kaldığı bilinir. Bu durum, fiziksel olarak daha zor koşullarda yaşayan, hızlı hareket etme kabiliyeti sınırlı olan kişileri, yani yaşlıları veya çocukları daha fazla etkileyebilir. Ancak bu, sadece bir fiziksel risk değil, aynı zamanda toplumsal cinsiyet ve sosyal adalet açısından da önemli bir meseledir.
Toplumsal Cinsiyet ve Deprem Riski
Birçok insan, deprem gibi doğal felaketlerin sadece fiziksel yapıları etkilediğini düşünse de, bu tür afetlerin toplumsal yapıyı ve bireylerin hayatlarını nasıl farklılaştırdığını da göz ardı etmemek gerekir. Depremde hangi katların daha riskli olduğunu tartışırken, toplumsal cinsiyetin bu bağlamdaki rolünü göz önünde bulundurmalıyız.
Sokakta, toplu taşımada veya işyerlerinde genellikle kadınların, yaşlıların ve çocukların deprem gibi durumlarda daha savunmasız olduğunu gözlemliyorum. Kadınların, özellikle de tek başlarına yaşayanların, evde kalmalarını ve kurtulma şanslarını azaltacak bir dizi engel ile karşılaştıkları bir gerçek. Kadınların daha alt katlarda yaşaması, özellikle işe gitmek zorunda olan çalışan anneler için genellikle daha büyük bir güvence sunuyor. Ancak, bir deprem anında, evde yalnız kalan ya da küçük çocuklarla evde bulunan kadınların, hızlıca bina dışına çıkma fırsatları sınırlı olabilir.
Bir kadının çocuklarını koruma içgüdüsü, depreme karşı alacağı önlemleri büyük ölçüde etkileyebilir. Çocuklar, özellikle de okullarda ya da evde yalnız kaldıklarında, üst katlarda olduklarında, merdivenlere ulaşma, çıkma veya inme konusunda daha fazla zorluk yaşayabilirler. Özellikle kadınların üzerindeki bakım yükü, bu tür felaketlerde daha belirgin hale gelir. Üst katlarda yaşayan kadınlar, eğer bir de evde yaşlı bireyler varsa, bu durumda aileyi tahliye etme konusunda daha büyük zorluklarla karşılaşır.
Çeşitlilik ve Deprem Riski: Sosyoekonomik Faktörler
Deprem, farklı gelir seviyelerindeki insanları farklı şekillerde etkiler. Çeşitli etnik gruplar ve sosyoekonomik statüler, binaların hangi katlarında yaşayan insanları belirlemede önemli bir rol oynar. Düşük gelirli aileler genellikle eski, bakımsız binalarda, üst katlarda veya daha dar alanlarda yaşarlar. Bu katlar, depreme karşı en savunmasız olanlardır. Ayrıca, bu bölgelerde yaşayanların genellikle deprem için alınması gereken önlemleri uygulama imkanı yoktur.
Sosyal adalet açısından, düşük gelirli grupların çoğunlukla üst katlarda yaşamaları, onların deprem gibi felaketlere daha yakın olmasının bir sonucudur. Diğer taraftan, daha yüksek gelirli aileler, genellikle daha yeni, sağlam ve güvenli binalarda, alt katlarda veya daha üst düzeydeki dairelerde yaşamaktadır. Bu durum, toplumsal eşitsizlik ve sosyal adalet sorunu yaratmaktadır. Yüksek gelirli bireylerin genellikle daha az risk taşıyan katlarda yaşarken, düşük gelirli bireylerin daha büyük tehlike altındaki katlarda olması, toplumsal eşitsizliği somut bir şekilde gözler önüne seriyor.
Toplumsal çeşitlilik bağlamında, göçmen grupların da, çoğunlukla deprem riski taşıyan bölgelerde ve eski binalarda yaşadıkları gözlemlenmektedir. Bu, onların hayatlarını daha da zorlaştıran bir durumdur. Göçmenlerin veya düşük gelirli ailelerin, deprem anında yardım alma, tahliye edilme ve güvenli alanlara ulaşma şansı sınırlıdır. Bu grup, genellikle sokaklarda daha fazla kaybolur, yaralanmalarına rağmen ulaşım veya tedavi imkanlarına sahip olamayabilirler.
Depremde Riskin Dağılımı: Şehirde Gördüklerim
İstanbul’da toplu taşımada, işyerinde ve sokakta sürekli gözlemlediğim bir şey var: Toplumsal cinsiyet ve sosyoekonomik durum, afetlerdeki riskin dağılımını şekillendiriyor. Çoğu zaman, sabah işe giderken ya da akşam eve dönerken, işçi sınıfından ya da dar gelirli mahallelerden gelen kadınlar, çocuklar, yaşlılar ve engelli bireyler, hem fiziksel hem de psikolojik olarak daha fazla yük taşıyorlar. Onlar, bir deprem anında tahliye edilecek en son insanlar olabilirler. Üst katlarda yaşayan bir kadın, evde yalnız kaldığında ya da çocuklarıyla birlikteyken, kurtuluş şansı daha düşük olacaktır. Aynı şekilde, deprem riski daha yüksek olan eski binalarda yaşayan yaşlı bir birey için merdivenleri çıkmak, binadan tahliye olmak, öngörülen şekilde kolay olmayacaktır.
Sonuç: Adaletli ve Eşit Bir Deprem Politikası Gerekli
Sonuç olarak, depremde hangi katların daha riskli olduğunu sadece yapısal faktörler üzerinden değil, toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet açısından da değerlendirmeliyiz. Deprem gibi felaketler, aslında toplumsal eşitsizlikleri daha da görünür kılar. Düşük gelirli ailelerin, kadınların, çocukların ve engelli bireylerin daha büyük risk altında olması, bize daha eşit ve adil bir şehir yapısının gerekliliğini hatırlatıyor. Her birey, aynı güvenlik koşullarına ve haklara sahip olmalı; yaşadığı kat, cinsiyeti, geliri ya da kökeni nedeniyle hayatını riske atılmamalıdır.